‘Annelik Sanatı’
ANNELİK SANATI
•
•
'Adem Güneş'
...
ANNELER NEDEN ANNELİK YAPAMAZ?
•
•
'Adem Güneş'
...
ANNELER NEDEN ANNELİK YAPAMAZ?
Hiçbir kadın acaba ben iyi bir anne miyim diye şüphe duymamalıdır kendinden. Bütün anneler şevkatlidir, koruyucudur, sevgi doludur ve tereddüt etmeden çocukları için kendilerini feda edebilir.Korkak bir anne tavuk bile civcivlerinin tehlikede olduğunu hissettiğinde ölümü göze alır, yavrularına göz diken tehlikeye karşı başkaldırı adeta.
İyi niyet ve şevkat; iyi niyetli ve şevkatli çocukların yetişmesinde tek başına yeterli değildir. Hiçbir anne, bebeklik aşamasında iken çocuğunun katil, yankesici, terörist olarak yetişebileceğine inanmaz. Ancak günlük gazeteleri gözden geçirdiğimizde bütün katillerin, esrar satıcılerinin, bir zamanlar annelerinin sevgiyle besleyip büyüttüğü güzel yüzlü bebekler olduğunu görürüz.
Çocuk eğitiminin en önemli faktörlerinden biri, annenin kendini tanımasıdır. Kendi içine doğru derinleşemeyen bir anne, çocuğunun duygu dünyasına giremez, onunla bütünleşemez.
Sevgiyle dünyaya getirdiği çocuğuna karşı tahammülsüzlük gösteren annelerin çok defa bir kişinin taşıma kapasitesinin üzerinde yükü yüklediğini gözlemliyoruz. Anneler, gerek içinde yaşadığı bu günlerin yükü, gerekse geçmişte yaşadığı tatsız hatıralar nedeniyle en küçük ağırlığı dahi kaldıramaz hale gelir.Bu yüzden evin içinde çok defa terör havası estirir, en ufak bir gürültüye, düzensizliği tahammül gösteremez. Aslında bu durum annenin taşıma kapasitesinin dolduğunun en açık işaretidir.
Kadın farkında olsun ya da olmasın, sırtında taşıdığı yüklerin altında ezilmiştir. Bundan dolayı çocuğuna hoşgörülü davranamaz.
ANNE KENDİNİ NASIL TANIYABİLİR ?
-Annenin Yaşama Sevinci Var mı ?
Çocuk eğitiminin en önemli unsuru yaşama sevincidir.Aile içindeki sıkıntılar bazen çok artar ve çocuk eğitiminde birinci derecede sorumlu anne yaşama sevincini kaybeder. “Yarını bugünden farkı ne olacak ki?” sorusu anneyi umutsuzluğa düşürür.Umutsuzluk mutsuzluğu körükler. Umudu kalmamış, yaşama sevinci tükenmiş bir annenin çocuğunu eğitmesi ise hemen hemen imkansızdır. Bu ruh halindeki biri için de çocuk sadece “Yük”tür, her davranışı ise öfkelenmeyi hak ediyordur. Anne adım adım şiddet girdabına girer. Şiddet bir kere başladı mı, sonunun gelmesi çok zordur; şiddet şiddetin mayasıdır zira. Anne, bir yandan yaşama sevincini kaybetmenin verdiği yükü taşır bir yandan da baş edemediği çocuğuna karşı uyguladığı şiddet ve sonrasındaki vicdan azabı sebebiyle yanlış üstüne yanlış yapar. Eğer bu şiddet yolculuğu durdurulamazsa, zamanla hayatın bir parçası olur. Anne vicdan azabı duymamak için bahaneler bulmaya çalışır. Kimi zaman “hak etmese dövmem.” kimi zaman da “ne yapayım başka çarem mi var?” diyerek vicdanının sesini bastırmaya çalışır. Yani anne, kendi kusurlarına gözlerini kapar ve yaptıklarının mecburi olduğunu düşünür.Hatta yıllar geçtikçe bu teze kendi de inanır.
O halde bir annenin kendi ile yeniden tanışırken “acaba yeterince yaşama sevincim var mı? Yarına dair umutlu muyum? Beni hayata bağlayan unsurlar nelerdir?” sorularını sorması gerekir. Eğer anne, çocuğuna sabırla davrandığında bunun karşılığını alamayacağını düşünüyor, oğlunun-kızının gelecekte harika bir insan olacağının hayalini kuramıyor, yarınlar için kendini yeterince motive edemiyorsa yaşama sevincinin önemli bölümünü kaybetmiş demektir.
***
Anneler, içinde bulundukları ağır şartlara bakarak rahatsızlık duymayı ve şikayet etmeyi bırakmalıdır.
Gücünün asla yetmeyeceği konularda mücadele vermek,kabullenmemek,annenin yaşama sevincini yok eder ve onu umutsuz bir bekleyişe mâhkum eder.Anne, mutsuz bir evlilik yaşasa da,engelli bir çocuk sahibi olsa da,ekonomik güçlüklerin altında ezilse de tüm bu olumsuzlukların içinden,olumlu ayrıntıları arayıp bulmak zorundadır!!!
Kabullenmemek, yaşama sevincini köreltir sadece!!!
Hayatı olduğu gibi kabul etmekse tam tersine yaşama sevincini arttırır,insana enerji verir.
Yalnız hayatı olduğu gibi kabullenmekten kastımız,umutsuzluk,bıkkınlık ve yorgunluk değildir.Aksine tüm olumsuzluklara rağmen hayatı tebessümle karşılayabilmektir.
-Anneye,annelik statüsü verilmiş mi ?
Dünkü genç kız bugün annedir.Onun verdiği kararla,aile fertleri arasında ciddiye alınarak kabul edilmelidir.Aile içinde hâlâ anneye “annelik” statüsü verilmemişse,onun düşünceleri basit ve anlamsız kabul ediliyorsa anneye büyük bir psikolojik baskı yapıldığı bilinmelidir.
Annelik konumu hâlâ kabul edilmemiş bir kadın,çocuğu ile ilgili vereceği kararlarda tereddütler yaşayabilir.
Çocuğunun sorumluluğunu taşımaktan korkabilir.
Halbuki bir annenin en mutlu olduğu,zevk aldığı durumlardan biri de çocuğuna karşı kendini sorumlu hissettiği anlardır!!!
!!!
Annenin,annelik statüsünü alamadığı bir evde,çocuklar daha agresif,hırçın ve daha saldırgan olma eğilimindedir.
-Anne Çocuğuna Dilediği Gibi Eğitim Verme Özgürlüğüne Sahip mi?
Çocuklarını yetiştirmeye çalışan bir anneye, aşırı müdahalede bulunmak, annenin annelik yapma becerisini zedeler.Anne,çocuğunun eğitimiyle meşgulken etraftan anneyi rahatsız edecek eleştiriler yöneltilmemeli,annenin konsantrasyonu mümkün olduğunca bozulmamalıdır.
-Anne,ilk 4 yaşına Kadar Kendi Annesinden Uzun Süre Ayrı Kalmış mı?
Bir çocuğun güven içinde büyüyebilmesi için ilk dört yaş çok önemlidir.Çocuklar ilk dört yaşına kadar annelerinden aldıkları güven duygusuyla kendi karakterlerini geliştirirler.Çocuğun karakterinin büyük bir bölümü bu dönemde şekillenir.Eğer anne,karakterinin şekillendiği bu dönemde,kendi annesinden ayrı kalmışsa büyük bir ihtimalle güven duygusunu geliştirememiştir.Kişinin kendini güvensiz hissetmesi kadar kötü bir şey düşünülemez;her an kötülük beklentisi,insanın sinirlerini harap eder.
Anne belki de çocukluktan gelen bu güvensizlik hissini üzerinden atarsa hayat onun için başka bir anlam kazanacak,çocuklarıyla daha candan ilgilenebilecektir.
-Anne İnançlı mı ?
Annelik dünyanın en tatlı, ama en zor mesleğidir.Bu zorluk, bazen anneyi öyle çaresiz bırakır ki, üzerindeki yükü taşıyamayacağını hissedip bir kenara çekilerek hüngür hüngür ağlayabilir. İşte böyle çaresizlik anlarında annenin Ma’nevi bir sığınağı varsa psikolojik olarak biraz nefes alıp rahatlayabilir. Böyle zamanlarda tek sığınağımız duadır ancak böyle rahatlayıp sakinleşebiliriz.
-Anne,şiddetin hâkim olduğu bir ailede mi yetişmiş?
Şiddet gören bugünkü mazlum çocuk, yarınımı şiddet gösteren zalimi olur.Araştırmalar gösteriyor ki çocukluk yıllarında şiddet görenler, kendi çocuklarına karşı şiddet uygulamaktan çekinmiyor.
Şiddet sadece dayak ve hırpalamakdan ibaret değildir. Aksine duygusal ve psikolojik şiddette en az fiziksel şiddet kadar derin iz bırakır.
Annenin çocuğuna küsmesi, onu duygusal olarak cezalandırması da birer şiddet örneğidir.
-Anne,aileden yeterince destek alıyor mu ?
Çocuk eğitimi, tek başına kaldırılabilecek bir yük değildir. Bununla sadece annenin meşgul olması -her ne kadar anne görevini mükemmel şekilde yerine getiriyorsa da-eksikliktir. Anne bu süreçte babadan mutlaka destek almalıdır!!!
Anne, çocuk eğitiminde yalnız bırakılmışsa sırtına kocaman bir yük yüklenmiş demektir. Çocuk eğitiminde annenin rolünü baba, babanın rolü de annenin üstlenebilmesi çok zordur. Özellikle erkek çocuklar, yetişkinlik döneminde bir erkek modeli olarak çoğunlukla babayı benimser; baba gibi oturmaya, onun gibi konuşmaya, yürümeye çalışır.
Eğer anne, çocuk eğitiminde yalnızlığa itilmiş ve çocuklarını baba desteği olmadan yetiştirmeye çalışıyorsa ciddi bir eksikliği de beraberinde taşıdığını bilmelidir. Anne baba mevcut şartlarına göre çocuk eğitiminde babanın rolünü artıracak yol ve yöntemler aramalıdır. Ancak güzel bir zaman planlaması ve çocukla “az ama verimli” bir birliktelik ile babadan alınacak duygu alışverişi en verimli hale getirilebilir.
Ayrıca kardeş sayısı arttıkça çocuğun daha fazla sosyal kimlik kazandığı bilinen bir gerçektir. Aile ne kadar kalabalıksa çocuklar daha sağlıklı sosyal kabiliyetler geliştirir. Tek başına büyüyen çocuk, annesinin devamlı ilgisine ihtiyaç duyarken kalabalıkta yaşayan çocuk, annesinin meşgul olduğu zamanlarda kardeşiyle vakit geçirir veya ailenin diğer fertlerinden ilgi görür.
-Anne İsteyerek mi Çocuk Sahibi Oldu?
Anne beklenmedik bir şekilde hamile kalmışsa mevcut şartlara ayak uydurmaya çalışmalıdır. Umutsuz çırpınışlarıyla boşa enerji harcamamalıdır. Onun yerine hayatı daha güzel geçirebilmek için yapması gerekenlere odaklanmalıdır. Muhakkak ki bu tutum çok daha akıllıcadır.
-Anne,çocuğunu benimsemiş mi?
Anne istese de istemese de çocuğunu sever.Ancak sevmek ayrı,benimsemek ayrı şeydir.
Anne,kendini anne olduğuna inandırmakta zorluk çekiyorsa çocuğunu benimsemesi de zordur.Çocuğunu benimsemeyen bir anne de üzerinde ciddi bir yük taşıyor demektir.
Bununla birlikte çocuğun baba tarafından benimsenmesi de oldukça önemlidir.
Anne,çocuğun dış görünüşüne ve vücudunun bazı organlarına takılıp kalırsa gün geçtikçe büyüyen çocuk da kendi vücudu üzerinde ki bu olumsuz bakışlardan rahatsızlık duyar,”problem çocuk”olarak hayata adım atar.
-Anne,Eşini Seviyor mu,benimsemiş mi ?
Sevilmek bir ihtiyaç olduğu kadar sevebilmekte bir ihtiyaçtır.Eğer anne eşinden sevgi aldığı halde eşini sevemiyorsa çocuk eğitimi de riske girer.Anne eşini sevmediği halde evliliğini devam ettiriyorsa çocuk eğitiminde negatif tutum sergiler çoğu zaman.Kadın,eşini sevememenin sıkıntısını,sevgi açlığının stresini çocuktan çıkarır.Çocuğunun yaptığı her hareket annenin gözünde büyür,onu çocuğa karşı salgınlaştırır.
-Anne Eşi tarafından seviliyor mu,benimsenmiş mi?
Sevgi olmadan,çocuk eğitimi olmaz.Olsa da uzun süreli değildir.Eşi tarafından sevgisiz bırakılan bir annenin çocuğuna sevgi verebilmesi de zordur.Her ne kadar eş ve çocuk sevgisi birbirinden farklı olsa da eşi tarafından sevilen bir anne,aldığı pozitif enerjiyi çocuğuna da aktarır.
-Annenin yeterince sosyal yaşantısı var mı ?
Anne, hâla kendini genç kızlık dönemindeki gibi sosyal hayatını devam ettirmekte ısrar ederse,hem kendine hem de çocuğuna zarar verir.
Anne,çocuk sahibi olduktan sonra azalan sosyal çevresine,çocuğu vesilesiyle kazanacağı yeni dost ve akrabalarını ekleyerek yeni durumunu pozitif hale getirmeye çalışmalıdır.
-Anne hırslı ve öfkeli mi ?
Bazı davranışlar sonradan kazanıldığı gibi,insanın doğuştan sahip olduğu bir karakteri de vardır.Bunların başında hırs ve öfke gelir.Bunlar iyi yönde kullanıldığı takdirde çocuk eğitiminde büyük bir enerji deposudur.Fakat anne ,hırs ve öfkeyi kontrol altında tutmaz ve çocukları üzerinde kullanmaya başlarsa,şiddet girdabında boğulur.
-Anne çocuk eğitiminde bilinçli mi ?
Anne, Çocuk eğitiminde hangi konularda eksik olduğunu bilir ya da hangi meselelerde tereddüt yaşadığını tespit ederse öğrenme yolunda ilk adımı atmış sayılır. Böyle bir annenin ikinci adımı, eksikliğini hissettiği konuda bilinçlenmeye çalışmaktır. Bilinçli anne bilmediğini bilen ve sürekli bilgi ihtiyacını gidermeye çalışandır. Anne bilinçlendikçe üzerindeki yüklerden kurtulur. Anne yanlış bildiği şeyleri doğru kabul ediyorsa bunu “bilinçsizlik” denir. Unutulmamalıdır ki bütün anneler çocuklarına karşı sevgi besler, ama akılla desteklenmeyen sevgilerin hüsranla sonuçlanması kaçınılmazdır.
-Anne “benmerkezci” mi?
Çocuk eğitim ile meşgul bir annenin olgunlaşması, “ben”lik duygusundan sıyrılması çok önemlidir. Anne, çocuk sahibi olduğu halde “ben” merkezcilikten çıkamamışsa, evini ve hayatını kendi dünyasına göre organize etmeye devam ediyorsa büyük ihtimalle, çocuğunu kendi hayatını zorlaştıran bir etken olarak görüyordur. Halbuki çocuk eğitimi ile meşgul olan bir anne artık “ben” düşünce boyutuna çıkmalı, “benden başkaları” boyutuna geçmelidir. Her olayı değerlendirip planlarken çocuğunu ve eşini ilk sırada hesap etmelidir.Böyle olmadığı müddetçe çocuk,anne açısındam hayatı zorlaştıran bir yük gibi görülebilir.
Annelik dünyanın en tatlı, ama en zor mesleğidir.Bu zorluk, bazen anneyi öyle çaresiz bırakır ki, üzerindeki yükü taşıyamayacağını hissedip bir kenara çekilerek hüngür hüngür ağlayabilir. İşte böyle çaresizlik anlarında annenin Ma’nevi bir sığınağı varsa psikolojik olarak biraz nefes alıp rahatlayabilir. Böyle zamanlarda tek sığınağımız duadır ancak böyle rahatlayıp sakinleşebiliriz.
-Anne,şiddetin hâkim olduğu bir ailede mi yetişmiş?
Şiddet gören bugünkü mazlum çocuk, yarınımı şiddet gösteren zalimi olur.Araştırmalar gösteriyor ki çocukluk yıllarında şiddet görenler, kendi çocuklarına karşı şiddet uygulamaktan çekinmiyor.
Şiddet sadece dayak ve hırpalamakdan ibaret değildir. Aksine duygusal ve psikolojik şiddette en az fiziksel şiddet kadar derin iz bırakır.
Annenin çocuğuna küsmesi, onu duygusal olarak cezalandırması da birer şiddet örneğidir.
-Anne,aileden yeterince destek alıyor mu ?
Çocuk eğitimi, tek başına kaldırılabilecek bir yük değildir. Bununla sadece annenin meşgul olması -her ne kadar anne görevini mükemmel şekilde yerine getiriyorsa da-eksikliktir. Anne bu süreçte babadan mutlaka destek almalıdır!!!
Anne, çocuk eğitiminde yalnız bırakılmışsa sırtına kocaman bir yük yüklenmiş demektir. Çocuk eğitiminde annenin rolünü baba, babanın rolü de annenin üstlenebilmesi çok zordur. Özellikle erkek çocuklar, yetişkinlik döneminde bir erkek modeli olarak çoğunlukla babayı benimser; baba gibi oturmaya, onun gibi konuşmaya, yürümeye çalışır.
Eğer anne, çocuk eğitiminde yalnızlığa itilmiş ve çocuklarını baba desteği olmadan yetiştirmeye çalışıyorsa ciddi bir eksikliği de beraberinde taşıdığını bilmelidir. Anne baba mevcut şartlarına göre çocuk eğitiminde babanın rolünü artıracak yol ve yöntemler aramalıdır. Ancak güzel bir zaman planlaması ve çocukla “az ama verimli” bir birliktelik ile babadan alınacak duygu alışverişi en verimli hale getirilebilir.
Ayrıca kardeş sayısı arttıkça çocuğun daha fazla sosyal kimlik kazandığı bilinen bir gerçektir. Aile ne kadar kalabalıksa çocuklar daha sağlıklı sosyal kabiliyetler geliştirir. Tek başına büyüyen çocuk, annesinin devamlı ilgisine ihtiyaç duyarken kalabalıkta yaşayan çocuk, annesinin meşgul olduğu zamanlarda kardeşiyle vakit geçirir veya ailenin diğer fertlerinden ilgi görür.
-Anne İsteyerek mi Çocuk Sahibi Oldu?
Anne beklenmedik bir şekilde hamile kalmışsa mevcut şartlara ayak uydurmaya çalışmalıdır. Umutsuz çırpınışlarıyla boşa enerji harcamamalıdır. Onun yerine hayatı daha güzel geçirebilmek için yapması gerekenlere odaklanmalıdır. Muhakkak ki bu tutum çok daha akıllıcadır.
-Anne,çocuğunu benimsemiş mi?
Anne istese de istemese de çocuğunu sever.Ancak sevmek ayrı,benimsemek ayrı şeydir.
Anne,kendini anne olduğuna inandırmakta zorluk çekiyorsa çocuğunu benimsemesi de zordur.Çocuğunu benimsemeyen bir anne de üzerinde ciddi bir yük taşıyor demektir.
Bununla birlikte çocuğun baba tarafından benimsenmesi de oldukça önemlidir.
Anne,çocuğun dış görünüşüne ve vücudunun bazı organlarına takılıp kalırsa gün geçtikçe büyüyen çocuk da kendi vücudu üzerinde ki bu olumsuz bakışlardan rahatsızlık duyar,”problem çocuk”olarak hayata adım atar.
-Anne,Eşini Seviyor mu,benimsemiş mi ?
Sevilmek bir ihtiyaç olduğu kadar sevebilmekte bir ihtiyaçtır.Eğer anne eşinden sevgi aldığı halde eşini sevemiyorsa çocuk eğitimi de riske girer.Anne eşini sevmediği halde evliliğini devam ettiriyorsa çocuk eğitiminde negatif tutum sergiler çoğu zaman.Kadın,eşini sevememenin sıkıntısını,sevgi açlığının stresini çocuktan çıkarır.Çocuğunun yaptığı her hareket annenin gözünde büyür,onu çocuğa karşı salgınlaştırır.
-Anne Eşi tarafından seviliyor mu,benimsenmiş mi?
Sevgi olmadan,çocuk eğitimi olmaz.Olsa da uzun süreli değildir.Eşi tarafından sevgisiz bırakılan bir annenin çocuğuna sevgi verebilmesi de zordur.Her ne kadar eş ve çocuk sevgisi birbirinden farklı olsa da eşi tarafından sevilen bir anne,aldığı pozitif enerjiyi çocuğuna da aktarır.
-Annenin yeterince sosyal yaşantısı var mı ?
Anne, hâla kendini genç kızlık dönemindeki gibi sosyal hayatını devam ettirmekte ısrar ederse,hem kendine hem de çocuğuna zarar verir.
Anne,çocuk sahibi olduktan sonra azalan sosyal çevresine,çocuğu vesilesiyle kazanacağı yeni dost ve akrabalarını ekleyerek yeni durumunu pozitif hale getirmeye çalışmalıdır.
-Anne hırslı ve öfkeli mi ?
Bazı davranışlar sonradan kazanıldığı gibi,insanın doğuştan sahip olduğu bir karakteri de vardır.Bunların başında hırs ve öfke gelir.Bunlar iyi yönde kullanıldığı takdirde çocuk eğitiminde büyük bir enerji deposudur.Fakat anne ,hırs ve öfkeyi kontrol altında tutmaz ve çocukları üzerinde kullanmaya başlarsa,şiddet girdabında boğulur.
-Anne çocuk eğitiminde bilinçli mi ?
Anne, Çocuk eğitiminde hangi konularda eksik olduğunu bilir ya da hangi meselelerde tereddüt yaşadığını tespit ederse öğrenme yolunda ilk adımı atmış sayılır. Böyle bir annenin ikinci adımı, eksikliğini hissettiği konuda bilinçlenmeye çalışmaktır. Bilinçli anne bilmediğini bilen ve sürekli bilgi ihtiyacını gidermeye çalışandır. Anne bilinçlendikçe üzerindeki yüklerden kurtulur. Anne yanlış bildiği şeyleri doğru kabul ediyorsa bunu “bilinçsizlik” denir. Unutulmamalıdır ki bütün anneler çocuklarına karşı sevgi besler, ama akılla desteklenmeyen sevgilerin hüsranla sonuçlanması kaçınılmazdır.
-Anne “benmerkezci” mi?
Çocuk eğitim ile meşgul bir annenin olgunlaşması, “ben”lik duygusundan sıyrılması çok önemlidir. Anne, çocuk sahibi olduğu halde “ben” merkezcilikten çıkamamışsa, evini ve hayatını kendi dünyasına göre organize etmeye devam ediyorsa büyük ihtimalle, çocuğunu kendi hayatını zorlaştıran bir etken olarak görüyordur. Halbuki çocuk eğitimi ile meşgul olan bir anne artık “ben” düşünce boyutuna çıkmalı, “benden başkaları” boyutuna geçmelidir. Her olayı değerlendirip planlarken çocuğunu ve eşini ilk sırada hesap etmelidir.Böyle olmadığı müddetçe çocuk,anne açısındam hayatı zorlaştıran bir yük gibi görülebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder