‘Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar’

Çocuk Eğitinde Doğru Bilinen Yanlışlar 

‘ADEM GÜNEŞ’

Notlar
...
1.Genetik karakterde anne babanın bir etkisi yoktur.Bu oluşum onların iradesi dışındadır..
Psikolojik karakterde bebek anne karnına düştüğü ilk andan itibaren yavaş yavaş şekillenmeye başlar.. Annenin sevinç, öfke ve üzüntülerine bağlı olarak “genetik karakterin” üzerine inşa edilen ikinci bir karakterdir. Psikolojik karakterin oluşumunda özellikle anne doğrudan etkilidir..
Annenin psikolojisi nasılsa çocuk da o psikolojiyi yaşar.
Embriyo psikolojisi, hamilelik sürecinde anne neyle meşgulse duygu dünyası nasıl şekilleniyorsa karnındaki embriyonun da duygu dünyası aynı olaylarla yoğrulur.Bebek bekleyen anne çok dikkatli olmalıdır.Hamileyken hissettiği huzurun sakinliğin sadece kendisine değil yavrusuna da tesir ettiğini unutmamalıdır.Çünkü annenin yaşayacağı her hal inceden inceye bebeğine de sızar. Bu itibarla baktığımız zaman çocuk terbiyesi ilk ANNE KARNINDA başlar !!!
Anne çocuğunun nasıl bir karaktere sahip olmasını istiyorsa hamilelik döneminde kendisi de aynı karakterin izlerini taşımalıdır..
2.Annenin anne olabilmesi için bebeği ile sağlıklı bir bağlanma geçirmesi gerekir. Sağlıklı bağlanma geçiremeyen anne ‘baba gibi teyze gibi’ olur.. Belirli bir süre sonra bunalmaya başlar tahammülsüzlük oluşur.. 
sağlıklı bağlanmanın oluşumundaki ilk şey doğum anıdır..Doğum ve doğumdan sonraki bir kaç saatte annelik duyarlılığın en üst noktaya ulaşır..Bebeğinin ilk o andaki sesi teni kokusu  hepsi sağlıklı bağlanmanın gerçekleşebilmesi için temel unsurlardır...
3.Anne sütü teknolojinin bütün imkanlarına rağmen taklit edilmesi üretilmesi imkansız tek besin maddesidir.
Bebekle anne arasındaki uyum sürecinde en önemli unsurlardan biri emzirme anıdır. Çünkü bu esnada psikolojik veri alışverişi gerçekleşir.
Emzirme sürecinde anneyle bebek arasında farkında olmadan bir güven köprüsü kurulur.Bir yandan güven inşa edilirken bir yandan da anneyle bebek arasında özel bir bağ gelişir.
Bebeğin hastalanması uyuması uyanması ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamaması aslında anne açısından eziyet değil BÜYÜK ŞANSTIR...
Çünkü anne bebeğinin ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da onunla derin bir iletişim kurar.
Yapılan araştırmalar bebeğinin bakımıyla bizzat ilgilenmeyen annenin çocuğuyla arasında kopukluk yaşandığını ortaya koyar.. Anne çocuğuna karşı hem tahammülsüzleşir hem de “anne gibi” olmakta zorluk çeker.. 
çünkü annenin çocuğuna psikolojik açıdan bağlanmasında çocuğun acizliğini bilip hissetmesi büyük önem taşır. Çocuğun her bir ihtiyacı anneyi yıpratıyor gibi görünsede aslında bunlar anneyi anne olmaya sürükleyen zorunlu yolculuklardır...
4.Çocukluk yıllarında anne babadan yeterli sevgiyi alamamış kişilerin ömürleri boyunca o doyamadıkları sevgiyi başkalarında arar.Ama bu sevgi arayışı tamamen boşunadır.Çocukluk yıllarında anne babalarından doyasıya sevgi alamayanların karşısına ASLA duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilecek birileri çıkmaz.Çünkü o sevgi “zaman” itibariyle özeldir.
KARŞILIKSIZ VERİLMİŞ OLMASI,İHTİYAÇ DUYULDUĞU AN GİDERİLMESİ SEBEBİYLE DE ÇOK KIYMETLİDİR...
Çocuğun çocukluk yıllarında sevgiye doyması onun yemesinden içmesinden çok daha kıymetlidir.Çocuk için anne sevgisi farklı,doyurucu ve özeldir.Başkalarının sevgisine Asla benzemez..Kişi herkesten sevgi alsada anne sevgisine muhtaçtır!!!
Dikkat çekilmeye çalışılan unsur; Çocuğun ihtiyaç duyduğu “AN” Anne sevgisini alabilmesidir.. yarın değil..akşam değil..Bugün..hem de hemen ..şimdi,şuan...
Çocuklar özellikle ilk dört yaş döneminde anneye muhtaçtır.Bu öyle bir zarurettir ki; çocuğun gözünü her açtığında annesini yanında görebilmesi,korkudan ürktüğünde onun sesini duyup teselli olabilmesi,acıktığında, susadığında annesini karşısında bulabilmesi çok önemlidir.Çocuk bu güven ve sevgi zenginliği içinde hayata adım atmalıdır.Çocukların annesine muhtaç olduğu bu sürece”bağımlılık dönemi” denir.Çocuk bağımlılık dönemini ne kadar rahat atlatırsa sevgiye muhtaçlığı da o kadar azalır...
Dört yaşından sonra çocukta çevreye bağlanma isteği oluşur.Buna “Aidiyet” denir.Çocuk kendini bir yerlere ait hissetmekten keyif alır.Arkadaş arar, kardeş ister.Dışarda oynamak için can atar..
5.Çocukluk yıllarında anne sevgisinden mahrum kalanlar ileriki yıllarında çok çabuk aşık olur.Kız ya da erkek fark etmez,anne sevgisi çocukluğun ilk yıllarında hayati önem taşır.Çocuk;özellikle ilk yedi yılda “doya doya” anne sevgisi ve ilgisini aldıysa hayatının geri kalan kısmında emin adımlarla ilerleyebilir,neyi neden istediğini daha iyi değerlendirebilir.
Anne sevgisinden mahrum yetişen gençler içlerindeki boşlu doldurabilmek için o adresten diğer adrese koşma ihtiyacı hisseder.
Annesinden yeterince sevgi alamamış kişiler anne-baba olduklarında çocuklarıyla aralarındaki sevgi bağında da sorunlar yaşayabilirler.
6.İlgisiz çocuk sendromu;insan yaşamında ruhsal gelişimin en hızlı olduğu ilk dört yaş döneminde görülür.Çocukla sosyal çevre arasında sözel ve duygusal iletişimin sağlıklı yürümemesi sonucunda da oluşur.
**İlgisiz çocuk sendromuna yakalanan çocuklar hırçın ve içe dönüktür.Konuşmayı çok sevmez,muhatabıyla göz teması kuramazlar.
İlgisiz çocuk sendromu sadece bakıcıya emanet edilen çocuklarda değil,annesi bizzat yanında olduğu halde kendisiyle duygusal ve sözel iletişim kurulmayan çocuklarda da görülür.
** ilgisiz çocuk sendromuna kapılmış çocukların ortak özelliği çok fazla televizyon seyretmeleridir.
Dil gelişimi taklitle kazanılan bir beceridir ve ilk iki yaş içinde çocuklar konuşmaya başlayabilecek kabiliyettedir.Fakat bu önemli dönemin sadece televizyon izleyerek geçirilmesi çocukta dil gelişim geriliğini ortaya çıkarır.
-Peki Ne Yapılmalı ?
a) Onunla bol bol konuşun
b) Sıkıntıdan patlasanızda onu dinleyin.
c) Duygusal ve sözel iletişim kurma becerilerinizi gözden geçirip geliştirin.
d) Çocuğunuzun zihinsel gelişim sürecini iyi takip edin.
e) Çocuğunuzu özellikle ilk dört yaş döneminde televizyon,tablet,bilgisayar ve teknolojik oyun gereçleriyle tanıştırmayın.
7.Belli bir konuda birine bilgi,beceri ve tecrübe kazandırmaya “eğitim”denir.Yani iyi eğitilmiş bir çocuk,belli konularda bilgi,beceri ve tecrübe kazandırılmış kişidir.
Çocuk terbiyesinde ise evrensel kabul görmüş değerler örf,adet,kültür,din alınıyorsa bu çocuk eğitimi değil,çocuk terbiyesi olarak tanımlanır.
8.Hiçkimse,bir çocuğun kabiliyetini keşfetme konusunda anne-baba kadar bilgiye sahip olamaz.Özellikle anneler,çocuklarının doğduğu ilk günden itibaren hangi alanlarda kabiliyetli olduğunu anlayabilecek özel bir donanıma sahiptir.Yeter ki bu kabiliyetlerini “empati” kanallarını tıkamadan kullanabilsinler.Tabi ki her anne baba iyi niyetlidir ve çocuklarının geleceğinin en uygun biçimde şekillenmesini ister.Ancak iyi niyet her zaman iyi netice vermez.
O halde ebeveynlere düşen görev,anne karnından itibaren çocuğun psikolojisini yakından takip etmek ve onu tanımak için gayret sarf etmektir.
***9.Toplumumuz çocuk terbiyesini”akıllı,uslu çocuk yetiştirmek”olarak tanımlıyor. Halbuki akıllı,uslu diye tarif ettiğimiz çocukların normal olmama ihtimali oldukça yüksektir.
Her söylenene “EVET” diyen çocuk yoktur.Sadece yanlış terbiye edilmiş çocuk vardır!!!
Neden?
Çünkü çocuk delidir...
Ne kural bilir ne de kâide..
Henüz dünyaya gelmiş bir çocuktan hangi kural ve kaideye uymasını bekleyeceksiniz ki zaten ? 
Çocuktur bu.Koşacak,coşacak,düşecek;bazen cam kıracak bazen de kalp.Eğer bir çocuk bunları yapmıyor;büyük adam gibi evin bir köşesinde akıllı uslu oturuyorsa muhtemelen o çocuk ya tam anlamıyla sağlıklı değildir ya da üzerinde yoğun duygusal veya psikolojik baskı vardır!!!
‘Uslu çocuk olmazsam annemi babamı üzerim,beni sevmezler, onları kaybederim’ korkusuyla çocukluğumun deli dolu yanlarını yaşamaktan vazgeçmiştir. Duygusal yönden baskı hissetmiştir ve sahte bir kimliğe bürünmüştür.
Ne yazıkki bir çok anne baba akıllı uslu çocuk hayali kurarken kızının oğlunun üzerinde yoğun duygusal baskı kurduğunun farkına bile varmazz. Halbuki anne babanın asli görevi çocuklarına baskı yaparak onları karakter değişikliğine zorlamak değil, aksine daha bebeklikten itibaren çocuklarını yakından tanıyarak onların kabiliyetlerini ve zayıf yanlarını keşfetmektir. Keşfettikleri kabiliyet ve zaafları hesaba katarak onların hem ahlaki hem de zihinsel gelişimlerinin önünü açmaktır.
Anne babanın çocuk terbiyesindeki asli görevi çocuğunun fıtratını değiştirmek ve onu akıllı uslu sessiz sakin biri yapmak için mücadele etmek değil aksine çocuğunun özelliklerini keşfedip bu özelliklerine göre onu yetiştirmek ve onun kendisi gibi olma yolunu açmaktır.
10.Çocuklar hiç tanımadıkları bu evrene geldiklerinde bir yandan şaşkın bir yandan da her şeyi hemen öğrenme arzusundadırlar ve onlar için “imkansız” diye bir şey yoktur.Her şey dahil...
Anormal davranış girdabına henüz girmemiş hiçbir çocuğum niyeti,ortalığı dağıtmak ve kaos oluşturmak değildir.Hayatı tecrübe ederek tanımaya çalışırken vazoyu masadan düşürebilir.Böylece çocuk,vazonun altında masa olmadığında eşyanın havada durmayacağını öğrenmiş olur.Böyle bir tecrübeyi kazanan çocuğa kızmak,bağırmak,ceza vermek;onun hayatı tadarak tanımasını engellemektir.Bir anne-babamın yapmadı gereken şey, ”bırakın kırsını” kabullenebilmektir.
Bırakın kırsın anlayışını taşımayan anne-baba “kırılacağını oğluma-kızıma anlatırım.Bu şekilde öğrenir.İlla deneyimlemesine gerek yok.” diye düşünüyorsa çocuklarına sadece bilgi birikimi oluşmasını sağlar.
Bu şekilde hareket eden anne-babaların çocukları hayatlarında hep tecrübe eksikliği yaşar,her zaman birilerinden duyduğu bilgilere dayanarak hareket ederler...
Bu,çocuğun “kişilik gelişimini” ve “irade gücünü” tehlikeye atmaktır.Bilgiyle hayatı tanıyanlar,hayatı tadarak tanıyan çocuklara nazaran daha tecrübesiz ve daha istikametsizdir...
Hayatı bilgiyle öğrenen çocukların,birlerini kandırması ve kandırılması daha kolaydır.
Çocuk ne kadar dokunma yasaklı evde büyürse o oranda kendinden ve yapacağı işten tereddüt duyar.Eşyayı tanımada başarısız olur.
Tavsiye;
İlk tecrübeyi sizinleyken yaşasın çocuklar...
Kırsınlar...
Tatsınlar...
11.Duygusal boşluğa düşen çocukların ilk sarıldıkları tepki yöntemi oyundur.Yetişkinler,çocukların oyun oynadıklarını sansa da çocuklar için oyun,oyun değildir.Oyun çocuğun dünyasında büyülü bir masal ülkesidir.Orada bizlerin tanımadığı ama çocuğumuz arkadaşlık ettiği birçok kişi,eşya vardır.
Oyun,çocuk için bazen sığılacak bir liman bazen öğrendiklerini uygulayacağı bir deneme-yanılma tahtadı bazen de kendisini en rahat hissettiği gizemler dünyasıdır...
Ebeveynler genellikle çocuklarıyla oyun oynarmış gibi yapar.Halbuki bir çocuğun en tahammül edemeyeceği şey,kendisiyle yapmacık şekilde oyun oynamaya çalışanlardır.
Çocuk kendi hayal gücü ölçüsünde oyun oynadığı bölgeyi tamamen kontrol altına alır.Hayal gücü sınırsız şekilde çalışır.
Bunları bilmeden kavramadan çocukla oyun oynamaya kalkışmak çocuğa sıkıntı vermekten,değersizlik hissettirmekten başka bir işe yaramaz..
Çocukla oyun oynamanın ilk ve temel şartı çocuğun sizi oyun oynayabilecek kabiliyette bulması ve sizi kendi hayal dünyasına kabul etmesidir. Zira çocuklar bu özel dünyasına herkesi hemen kabul etmezler.!
Oyunun püf noktası her çocuk kendi oyunun hükmedicisidir.Sizin anne ve babalığınız kendi evinizde geçerlidir. Çocukla oynamayı kabul ettiyseniz kuralları siz koyamazsınız. Çocuğun kurallarına uymalısınız.
Çocuk oyuna başladığında ne bir amacı vardır ne de daha önce yazılmış bir senaryosu. Her şey bir anda gelişir.
Oyuncağı modaya göre değil çocuğun yaşına uygun olarak seçmeliyiz 
** 6 Aydan Küçüklere
Renk,ışık,ses veren oyuncaklar seçilmelidir.Böylece neş duyu organına daha çok sinyal akışı sağlanabilir.Ya da çocuğun elini uzattığında tutabileceği bir oyuncak olmalı..
**2 Yaşa Kadar
Bütünü parçalara ayırmak,kutuyu doldurup boşaltmak,kule,köprü,bina yapabilecek yap-boz oyunları bebeklik döneminde zihinsel ve motorik gelişime katkı sağlar.
**3 Yaşından Sonra
Bisiklet,bacak kaslarının gelişimine, dikkatini bir noktada toplamasına ve bütün vücudunu uyum içinde kullanmasına katkı sağlayacağından dolayı seçilebilir.
Tahta bloklar alınarak ayrı parçalardan bütün oluşturma..Buna benzer oyunlar,çocuğun zihinsel gelişimini destekleyeceği gibi hayal dünyasının derinleşmesine de katkı sağlar.
Kum,oyun hamuru gibi..el becerisi için idealdir.
**3-5 Yaş Arası
Bu yaş grubundaki çocuklar için fantezi ve keşfetmeye (evcilik oynayabileceği gereçler okulculuk oyunları, bebekler, mutfak-doktorculuk- tamir setleri vb.) dil gelişimine destek veren oyunlar ve oyuncaklar, (renkli tuşları olan piyano,müzik ve öykü CDleri ile kuklalar vb.) ile aritmetiğe hazırlamayın oyunlar ve oyuncaklar (resim ve sayı eşleme oyunları; domino,kızmabirader sayı kartları vb.) tercih edilebilir.
!!!! Sekiz yaşına kadar olan çocuklar oyuncak seçiminde yeterince bilinçli davranamaz ve nasıl bir oyuncağa ihtiyaç duyduklarını kavrayamazlar..Anne babalar bu yaş grubundaki çocuklara oyuncak seçiminde sınırsız tercih imkanı sunmak yerine onların gelişim sürecini göz önünde bulundurarak bilinçli sınırlandırılmış oyuncak alternatifleri oluşturmalıdır.
**6-8 Yaş Arası
Grup halinde oynayabilecek oyunlar tercih edilmelidir.
Sessiz sinema,isim-şehir,bulmaca,top oyunları,seksek,dama vb.
Zihinsel ve algılama becerilerini artıran oyunlar ve oyuncaklar alınmalıdır.(minyatür maketler,yapbozlar gibi)
Üretici zekayı teşvik eden hikaye kahramanlarının figürleriyle kuklalar da tercih edilebilir.
**9-11 Yaş Arası 
Hafıza kartları, yapboz,üç boyutlu model uçaklar,kumaş boyama,sözcük türetme,monopoli,tenis,masa tenisi,golf vb.
12.Oyuncak silahlar veya şiddet içeren oyuncakların pedagojik boyutu nedir?
-Çocuğun dünyasına zarar veren şey,oyuncak silahın kendisi değil,çocuğun o silahla bütünleştirdiği çizgi film kahramanının davranışlarıdır.Eğer çocuğun oynamayı arzu ettiği oyuncak silaha ruh verecek kahraman veya idol yoksa oyuncak silah çocuk için bir değer ifade etmez.Çocuklar kahramanı olmayan silahla oynamak istemezler.
Dolayısıyla anne babaların dikkat etmesi gereken,çocuğun oyuncak silahla hangi kahraman veya sembolik şahısla bütünleştiğidir.
Nasıl uzak tutmalıyız ?
a) şiddet içeren çizgi filmlerden uzak tutmalıyız.
b) teknoloji ve bilgisayar oyunlarında şiddet sıfır noktasına indirilmeli.
c) çocuk aile içinde ezilmemeli,ihmale uğratılmamalı.
d) aile içinde şiddet varsa son bulmalı.
e) arkadaş çevresine dikkat edilmeli.
f) belirli bi dönem daha makul oyuncaklar alınmalı. 
g) oyuncak silaha ruh veren kahraman hayatından çıkarılmalı.
13.Öfke doğuştan gelir ve sağlıklı her insanda bulunur.Tehlikelere karşı insanı korumak için programlanmış refleks davranıştır.İnsan öfke sayesinde kendini sosyal hayatta güvende hisseder.
-Öfke sayesinde onurunu korumaya çalışır.
-Öfke sayesinde, namusuna uzatılan ele karşılık verir.
Öfke refleksi kırılmış bir insan ise; pençesi koparılmış şahin gibi korkak ve çaresiz hale gelir.
Öfkesi sindirilen bir çocuk da kendisine yönelecek tehlikelere karşı kanatlarını açamaz.Ses tonunu değiştiremez.Bu kadar önemli bir konuda anne babalar “saldırgan davranıyor” şeklinde tanımlayarak sindirmeye çalışıyorlar.Oysa öfke çocuğu tehlikelerden korur.
Öfke çocukları tacizden korur...!!!
Araştırmalar gösteriyor ki, tacizcinin elinden kurtulamayan çocukların çoğu öfke duygusunu kullanamamasından kaynaklanmaktadır.
Bu çocukların ailelerine bakıldığı zaman psikolojik ve duygusal yönden baskı altında tutuldukları, öfke refleksininin kullanılmasına müsaade edilmediği görülmektedir.
Unutulmamalıdır ki, öfke bir duygudur.Akıl öfkeyi önlese de öfke bunu bastırabilecek kadar güçlüdür. Öfkenin düzen içinde tutulması duyguların yardımıyla olur..
Öfke zehir ise Vican onun panzehiridir..!!!
**Öfke terbiyesinde vicdan duygusunun kullanılması hayati önem taşır. Anne babalar 4 yaşından itibaren çocuklarında mi vicdan mekanizmasını çalıştıracak terbiye metodlarını hayata geçirmelidir.
Vicdanın çalışmasının somut gözlemi empatidir,karşıdakini anlayabilmek ve onun duygularını hissedebilmektir.
Bunun için; 
-hasta ziyaretleri
-mezarlık
-düğün ve bayramlarda büyükleri ziyaret 
-akrabaları ziyaret 
-kimsesizleri ziyaret yapılabilir.
Çocukta acıma hissi,engelliye,fakire yardım etme çabası, kendinden küçük çocuklara şefkatle yaklaşma, hayvanlara ilgi gösterme vb durumlar varsa, vicdan mekanizmasının doğru şekilde çalıştığını gösteren ipuçlarıdır.
Çocuk anne babasının yankısıdır..Anne baba çocuklarına nasıl seslenirse çocuklarda onlara aynı karşılığı verirler.
Çocuklar ilk 4 yıl anne babalarını taklit ederek hayat kurallarını öğrenir.İlk dört yaşa kadar öğrendikleri bu davranışları geliştirerek bir ömür boyu sürdürürler.
Çocuk bu taklit sürecinde anne babadan sadece konuşmayı ve yürümeyi değil; hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini de öğrenir.
Anne babanın vicdanı, çocukların vicdan tohumudur.
Çocuklardaki vicdan duygusunun gelişiminin ilk ve temel şartı, anne babanın taşıdığı vicdanın hassasiyetidir.Anne babanın vicdanı ne kadar katı ve sertse çocuklarda bu olumsuzluklardan nasiplerini alırlar.
O halde önce anne baba vicdanlarının ne kadar hassas olduğunu ölçmelidir.
14.Çocuklar eğer korku ve baskı görmeselerdi,yalanın ne olduğunu bilemezlerdi.
Çocuk üzerinde oluşan psikolojik baskının neticesiyle gururunu ve onurunu korumak için kötü yola başvurur ve çoğu defa ilk yalanlar bu şekilde başlar.Başlangıçta kendi üzerindeki baskıdan korunmak için yalan söylemeye başlayan çocuk, daha sonra yalanın ne kadar da işe yaradığını öğrenerek hayatının farklı safhalarında uygulamaya başlar.
Anne baba eğer bir yalanın çocuğun dünyasında nasıl zehir etkisi yaptığını bilde, hiçbiri elini beline koyup bunu kim yaptı sorusunu sormaz merak dahi etmezdi.
Bu hangi yaş grubu olursa olsun, üzerinde ciddi baskı hissediyorsa insan olmanın gereğini yerine getirir.Baskıya boyun eğmemek için kendini kurtarmaya çalışır.
Yalan,öğrenilen bir davranıştır.!!!
Çocuk yolunda gitmeyen bir şeyin nasıl çözüleceğini anne babasından öğrenir.
Anne babalık bir izzet ve gurur abidesidir.Hiçbir çocuk annesinin yalan söyleyebilecek kadar küçüldüğünü görmekten memnun olmaz, onlarla gurur duymaz.
Çocuk yetiştirmek hassasiyet ister.Belli değerlere sıkı sıkı sarılmak şarttır. Ve bu değerler içerisinde en önemlisi dürüstlüktür.
**
Çocuk dünyasında yalan olarak tanımlanamayan birtakım davranışlar vardır ki, anne babalar bu konuda mutlak surette bilgi sahibi olmalıdır.
6 yaşına kadar çocukların söyledikleri bir takım gerçek dışı beyanlara yalan diyemeyiz.Çünkü 6 yaşından küçük çocuklar henüz hayal dünyasıyla gerçekleri tam ve net şekilde ayıramazlar.
6 yaşından sonra çocuk yalan söylüyorsa o zaman anne baba önce kendisini sonra çevresini ve çocuğunu bir kez daha gözden geçirmelidir.!!!
15.Bir çocuk korkuyorum diyorsa gerçekten korkuyordur.. Anne babanın çocuğunu dikkate alması ve korkusunu dinginleştirmek için birşeyler yapması gerekir.. Zira çocuk o an anne babasının sevgisini hissedebilir yanında görmek isteyebilir.. Bunun için çocuğun yanında yatılabilir, sarılabilir.
16.Temel davranış refleksi gelişmiş bir çocuk kendine yönelecek tehlikeyi fark etmese bile ani reflekslerle koruyabilir kendini.Çocuk bedenine yönelen anormal davranışın ne anlama geldiğini bilmese dahi ciddi rahatsızlık duyar ve hemen o ortamdan uzaklaşır.
* Temel davranış refleksi çocuklara en kolay 4-7 yaş arasında kazandırılır.
a) Bedenim bana aittir bilinci çocuğa verilmeli. Burda en temel faktör anne babaya düşer.Çocuklarının bedenleri üzerinde yapacakları tasarruflarda mutlaka onların onayını almaları gerekir.
b) İzin verirsem dokunabilirsin bilinci.
Ebeveynlerin çocuklarını öperken izin isteyerek bu bilincin oluşmasında etkilidir.
c) Dokunulması yasak olan yerlerim refleksi..
Çocuklar 4 yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duymaya başlamalıdır.Özellikle genital bölgelere dokunulması çocuklarda ani tepkiye neden olmalıdır.Bu bilincim oluşması için 4 yaşından itibaren Çocukların genital bölgelerine temas azaltılmalıdır.
d) Fiziksel baskıya direnme refleksi...
Anne baba ve akrabalar sevgi gösterileri yaparken çocuklara kendi güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalıdır.
e) Vücudum görünmemeli hissi...
Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren çırılçıplak şekilde ortalığa bırakılmamalıdır.Genital bölgeleri kapalı olmalıdır.Özellikle 4 yaşından itibaren evde veya dışarda çıplak bulunmamalı.
f) Banyoda çıplak olunmaması...
4 yaşından itibaren banyoda tamamen çıplak olmaması gerekir.Üzerinde kilodunun olması gerekir.
g) Tuvalette benden başkası olmamalı...
4 yaşına gelmiş bir çocuk tuvaletin özel bir mekan olduğunu bilmeli, ihtiyacının giderilmesi halinde başkaları tarafından görülmesinin uygun olmadığını bilmelidir.
h) Soyunma ve giyinmede yalnızlık...
4 yaşından itibaren çocuk herkesin içinde giydirilmemelidir. Kimsenin görmediği yerde giydirilmelidir.
j) Çocuğun odasına girerken izin alınmalıdır.Anne baba çocuğunu çıplak gördüğü takdirde özür dilemeli kapıyı kapatmalıdır.
17.Kıskançlık insan fıtratında hazır bulunan bir mayadır.İnsanın hayatını devam ettirebilmesi için bu duyguya ihtiyacı vardır ki kendi elindeki değerlere sahip çıkabilsin...
Yanlış yöntemler bir insanın sahip olabileceği en masum kıskançlık duygusunun ya aşırı derecede tetiklemesine ya da tamamen ölmesine neden olur.
*Çocuklara eşit davranmak,kıskançlığı körükler!!!
Hiçbir çocuk bir diğeriyle eşit değildir.Gerek karakter yapısı itibariyle gerekse önce veya sonra dünyaya gelişleriyle. Bu farklılıkları gözetmeden ebeveyn şefkatiyle çocukları eşitlemeye çalışmak, eşitlik çizgisinin ilerisindeki çocuğu ezmek anlamına gelir.İnsanın başka biri yüzünden ezilmesi ise kıskançlığı sürekli körükler...
***Adaletsizlik,kıskançlığı doğurur
Çocuklara eşit davranmak,çocuğun iç dünyasında uyanan duygu itibariyle eşitlik taşımalıdır.
***Adaletsizlik,güvensizliği;güvensizlik de kıskançlığı tetikler.
Çocuk terbiyesinin en can alıcı noktası adalet duygusudur. Eğer çocuk şu ya da bu sebeple kendisine haksızlık yapıldığı, anne babasının kendine adil davranmadığı hissine kapılırsa güven bunalımına girer. Çocuk ebeveynine bir defa güvensizlik hissederse kıskançlığın ikinci tetikçisi harekete geçmiş demektir...
Çocuklara yönelik adil olmayan davranışlar, çocuklar arasındaki statü kaybına da neden olur. Statü kaybı ise kıskançlığı körükleyen en önemli sebeplerden biridir.
Mesela büyük kardeşe daha önceden sahip olduğu hiçbir statünün kaybolmadığı gösterilmeli, hatta abi abla olmakla evde daha da önemli bir pozisyona geldiği hissettirilmelidir.
*Çocuklar arası yaş farkı kıskançlıkta rol oynar.
Eğer bir çocuk, üç yaşında yeni bir kardeşe sahip olursa kuvvetle muhtemel ki bu iki kardeş arasında büyük bir kıskançlık yaşanacaktır. Çünkü çocuklar, 3-4 yaşları arasında “ben” merkezcidirler. Paylaşmayı sevmezler. Minik ergenlik dönemi denilen bu evrede çocuk, kardeş sahibi olursa evdeki ilginin azalmasından, Eşyalarının paylaşılacak olmasından, dikkatlerin başka birinin üzerinde yoğunlaşmasından çok rahatsız olur.
Kardeş kıskançlığının körükleyecek bir diğer bir nedeni de kardeşler arasında kıyas yapılması, bir kardeşin aile büyüklerine benzetilmesi, diğer kardeşinin kendini aile halkası dışında hissetmesidir.
Özetle diyebiliriz ki çocuk terbiyesinde izlenilen yanlış metotlar gayet doğal ve en insani duygu olan kıskançlık hissini tahrik eder. Bu itibarla bakıldığında, anne babalar çocuklarının iç dünyasını tanımalı ve aile içindeki konumlarını dikkate alarak onlarla iletişime geçmelidir. 
Çocukla anne baba arasında yürütülen ilişki, eşitlik temeline göre değil, adalet anlayışına göre şekillenmelidir. Çocuk, kendini aile içinde her zaman güven ve huzur içinde hissetmeli, duygularının kırıldığı hissine kapılmamalıdır. 
Unutulmamalıdır ki kardeş, kardeşin kumasıdır.Oturuşunuz,duruşunuz,konuşmanız en ufak kaş göz işaretiniz çocukların tarafından yanlış anlaşılabilir ve o evin atmosferi birdenbire aleyhinize dönebilir.
18.Bir çok çocuk alt alta, üst üste sıkıştırılmış apartman hayatında enerjisini atacak yer bulamıyor. Evde ne yapacağını da bilemiyor. Koltuklar üzerinde koşuyor, yerlerde taklalar atıyor, yemek masasında bir türlü rahat oturamıyor. Bu tür çocuklar genelde “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğun” değil üzerlerindeki statik enerjiyi toprağa boşaltamayan hareketle çocuklardır. Zira dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar tuhaf davranışlı çocuklardır.
Hiperaktivite bozukluğunun En belirgin özelliği, kendisini durduramaması, düşünmeden her an hareket halinde olmasıdır. Çocuk sanki üzerine yüklenmiş fazla enerjiden kurtulmak istercesine, sürekli bir şey yapma, ayağa kalkma, havayı zıplama, birilerine sataşma veya oturduğu yerde elleriyle, ayaklarıyla hareket etme ihtiyacı hisseder.
Bu çocuklar hırçındır, başkalarıyla uyumsuzdur, çevresindekilere sataşma ve her an herkesle kavga edebilme potansiyeline sahiptir. Etrafındakilere verdiği zarardan dolayı da arkadaş edinmek de zorluk çekerler. Yalnızlıkları onları daha da hırçınlaştırır.
6 YAŞINDAKİ NORMAL BİR ÇOCUK 20 DAKİKA BİR KONUYA ODAKLANABİLİRKEN HİPERAKTİFLER BUNU BAŞARAMAZ!!!
-Hiperaktivite Nasıl Oluşur ?
•Annenin hamileliği sırasında yaşadığı olaylar.
•Çocuğun doğduktan sonra kuralları olmayan, düzensiz bir ailede yetişmesi, orada kendisini değersiz hissetmesi, statüsünü bulamaması.
•Çocukların tükettiği gıdalar.
•Genler.
•Erken yaşlarda televizyon, bilgisayar ve teknolojik aletlerle tanışması.
!!! ÖNEMLİ !!!
Çocuklarında bu özellikleri gören veya tahmin eden anne babalar sofralarına koydukları gıdalara şöyle bir göz atsın. Zira “teknoloji gıdası”olarak adlandırdığımız suni yiyecekler kimyasal yöntemlerle dondurulmuş veya konserve edilmiş ürünler bir çok katkı maddesi “E kodlu”  içeriyor. Aynı zamanda suni tat ve koku verilmiş cips, şekerleme gibi abur cuburlar, kimyasal boyalarla renklendirip gaz ilave edilmiş içeceklerde çocuklarda hiperaktivite ve benzeri rahatsızlıkları tetikliyor.
19.”Allah nerede?”sorusuna verilecek cevapları çocukların yaş dönemleri dikkate alarak üç kategoride toplamalıyız:
***Yedi yaşa kadar olan çocuklar
Bu yaş grubundaki çocuğun, Allah nerede sorusundaki kasti, ismini duyduğu eşyaların zihinde şekillendirme çabası, isteğiydi. Çocuk en iyi bildiği kavramla yeni duyduk kelime arasında kıyas yaparak çevreyi tanımaya çalışır.
Örneğin bir hafta sonra teyzene gideceğiz. Dediğinizde, çocuk bir haftanın ne demek olduğunu henüz bilmiyorsa, yedi kere akşam olacak, ondan sonra gideceğiz. Gibi bir açıklama yapmalıdır ebeveyn . Yani çocuk, bir önceki tanıdığıyla daha sonra tanıyacağı şey arasında ilişki kurarak hayatı algılamaya çalışır.
Bu yaş grubu çocuklara verilecek cevaplar için şu iletişimi tavsiye ediyoruz: 
“oğlum kızım ağaçları yaratan Allah. Kuşları yaratan Allah. Çiçekleri yaratan Allah. Bizi yaratan Allah. Onun yarattığı her şeyi etrafımızda görüyor, hissediyoruz. Ama o nerede ben bilemiyorum. Hissediyorum, her an o bizimle. Ama nerede olduğunu bilemiyorum.”
***Bu yaştaki bir çocuğun Allah nerede sorusuna aradığı cevap felsefi tasavvufi ve bilimsel derinlikte ve yoğunlukta olmamalıdır.
***14 yaşa kadar olan çocuklar
Bu yaş grubu çocuklara verilecek cevapta, akıl ve mantık ön planda olmalı veya soruya, soruyla karşılık verilmelidir. Çocuğun kendi zihni kapasitesi ölçüsünde ufuk ve düşünce boyutu açacak yaklaşımlar sergilenmelidir. 
Örneğin “Allah’ı görmemiz mümkün değil. Nasıl mı? Bana havayı gösterir misin? Gösteremezsin. Çünkü gözlerimiz her şeyi göremiyor. Göremiyoruz; ama havanın varlığını her an, her yerde hissediyoruz. İşte bunun gibi Allah’ın varlığını her an, her yerde hissediyoruz. Çiçekleri yaratışında hissediyoruz ki hemen yakınımızda.O her an her yerde. Nefes alırken, uyurken, uyanıkken hep bizimle.”
***21 yaşa kadar olan çocuklar
Bu yaş grubundaki gençlere ise tasavvufi açıklamalar yapılabilir. Gençlerle, şu anlayışta bir iletişim kurulmalıdır: 
“Allah kalbimizde. Eğer kendimizi ve kalbimizi keşfedebilirsek onun bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu göreceğiz. Ya da Allah ötelerde. Kürsüsünde. Arşında.O, kainatı kuşatmışlığıyla her an, her zerrenin hakimi ve sahibi.”
!!!!
Çocuğunuzu Allah ile korkutmayın...
Allah ile korkutmak çocuğun inanç duygusunun temeline zehir dökmekten farklı değildir.Bu şekilde çocuk terbiyesi kesinlikle olmaz. Zira 12 yaşından küçük çocuklara her ne sebeple olursa olsun; Allah’ın gazabı, cehennemin azabı gibi cezayı gerektiren konulardan bahsedilmemelidir.Zihinsel gelişimini henüz tamamlamamış çocuk, bunun gibi tehdit içeren anlatım ve nasihatlerdan ürker,korkar ve ilerleyen zamanlarda da nefret eder hale gelir.
Çocuklarının Allah sevgisi ile dolu olmasını isteyen anne baba, çocuklarını onunla korkutmak yerine, Allah’ı her fırsatta sevdirmeye çalışmalıdır. Allah’tan korkan çocuk onu doyasıya sevemez. Öyle ya kim korktuğu kişiyi yürekten sevebilir ki?
20.Çocuk altına tuvalet yapmanın zararını ve sıkıntısını kendisi yaşamadıkça öğrenemez. Siz ona ne kadar ikna etmeye çalışırsanız çalışın başarılı olamazsınız. Aksine çocuğun negatif duygularla dolmasına sebep olursunuz. Dolayısıyla çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışan bir anne bu süreçte kaliteli, emiş gücü yüksek değil; aksine kalitesiz ve çocuğun ıslaklığını hissettirecek, kalınlığıyla ona rahatsızlık verecek bezler kullanmaya özen göstermelidir.
Çocuğa zarar vermeden tuvalet eğitimi nasıl verilir?
Tuvalet eğitimi, çocuğun mesane yollarının çocuk tarafından kontrol edilebildiği dönemde başlamalıdır. Bu süreç her çocukta farklılık gösterse de ortalama 2-3 yaşlarına denk gelir.
İki yaşına gelen çocuk psikolojik açıdan hazır değilse tuvalet eğitiminin kazandırılması oldukça zor olur.
Tuvalet alışkanlığını kazanmak her ne kadar fizyolojik bir olay gibi görünse de çoğunlukla psikolojiktir. Çocuk psikolojik açıdan ne kadar rahat ve huzurlu ise bu süreç o kadar çabuk atlatılır. Tuvalet eğitimi esnasında çocuk ne kadar baskı altında tutulur, utandırılır, mahcup edilir ve bunaltılırsa bu süreç o kadar uzar.
Pratikte neler yapılabilir?
•Tuvalet eğitimine önce büyük tuvaletten başlanmalıdır. Ardından gündüz küçük tuvalet ve son olarakta gece alışkanlığı kazandırılmalıdır.
•Tuvalet eğitimine başlandı andan itibaren çocuğun ıslaklığın hissetmeye seni engelleyecek kaliteli bezler kullanılmamalıdır.
•Tuvalet alışkanlığı kazandırırmış çocuğa tutarlı davranılmalıdır. Bazen bez bağlayıp bazen bağlanmayan çocukların tuvalet eğitim süreci oldukça uzar.
•Çocuk gündüz altını Islattığında birkaç dakika islak atla bırakılmalıdır. Bu süre çok uzatılmadan temiz bir iç çamaşırla çocuğun üstü değiştirilmelidir
•Çocuğun altı değiştirilirken psikolojik, duygusal, fiziksel şiddet uygulanmamalıdır.
•Gece kazandırılacak tuvalet alışkanlığında çocuk gündüz bol su ve sıvı içecekler tüketmeli. Ancak yatmadan en az 1 saat önce artık vücuduna sıvı almamalıdır. Susamaya neden olacak yağlı, tuzlu ve tatlı yiyecekler çocuğa yedirmemelidir.
•Gece kazandırılacak tuvalet alışkanlığından, çocuğun altını Islattığı saatler bir çizelge ile tespit edilmeli ve çocuk o saatlere denk gelecek şekilde tuvalete götürülmelidir.
•Çocuk gece kaldırıldığında tuvalet ihtiyacını giderirken uykulu olmamalıdır. Önce uykusu ve bilinci açık hale getirilmeli, daha sonra ihtiyacını gidermesi istenmelidir.
•Erkek çocuklar sünnet ettirildikten sonra daha kolay tuvalet alışkanlığı kazanır.
•Uzun süreli uğraşlar neticesinde kazandığılamayan özellikle gündüz tuvalet alışkanlıklarında psikolojik veya fizyolojik SORUNLAR olabileceği unutulmamalıdır.

•Tuvalet eğitiminin doğru zamanda başlaması çok önemlidir. Yaz aylarının gelmesi, ikinci çocuğunu dünyaya gelecek olması, çevre baskısı gibi sebeplerle bazı ebeveynler doğru zamanda tuvalet eğitimine başlayamayabilir. Bu da zorlu sürecin aylarca devam etmesine sebep olabilir dolayısıyla çocuğun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını anlayabilmek oldukça önemlidir;örneğin çocukta on gün içinde herhangi bir ilerleme gözlemlenmezse alıştırma kilodu giydirilmelidir.7 günün sonunda çocuk yine islaklıktan rahatsız olmuyorsa; yanlış bir dönemde başlamış olma ihtimaline karşı kalp kırıcı cümleler sarf etmeden çocuğa tekrar bez bağlanmalıdır. Tekrar eğitimine başlamak için en az altı hafta en fazla altı ay beklenmelidir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar